Murat Kahriman

Murat Kahriman

Yazarın Tüm Yazıları >

MİNİK ELLER

A+A-

Sabah’ın erken saatlerinde uyanıp, yaşıtlarının okulda olduğu, evde dinlendiği, sokakta oyun oynadığı ya da günümüzde tablet başında olduğu zamanlarda çalışmak zorunda kalan “minik eller” yani çocuk işçiler…

Bu yüzyılda çocuk emeği üzerinden sömürünün devam ettiğine tanık olduğum için kahroluyorum. İşim gereği her yıl onlarca şehirde, yüzün üstünde fabrika’da sosyal uygunluk üzerine denetimler gerçekleştiriyorum, yarı haberli veya habersiz bu denetimlerde karşıma çıkan çocuk işçilik vakalarına işverenlerin verdiği tatmin edici olmayan savunmaları dinliyorum. Sabır, sabır, sabır diliyorum meslektaşlarıma.

İlkel komünal dönemlerden bu yana gerek aile içi, gerekse aşiret, klan düzeninde her dönemde çocuk emeğinin sömürü sorunu vardı. Sadece maden işlerinde bu sorun başladı diye düşünmememiz gerekir. İlkel çalışma koşullarında çalışan çocuk sayısı azalırken, geleneksel yaklaşımdan kaynaklı; esnaf arasında “Eti senin, kemiği benim” usta-çırak ilişkisi üzerinde vücut bulan anlayış devam etmekte. Ekonomik gelişmişliğe paralel olarak sorun büyüyebilmektedir.

Nereden bakarsak bakalım, çok düşünmediğimiz, çok kafa yormadığımız bir husus aslında çocuk işçilik meselesi; oysa Dünya’nın gelişmiş ülkelerinin en öncelikli çözüme kavuşturduğu, azalttığı sorunlardan birisidir çocuk işçilik.

Neden çocuk işçilik var?

Çünkü açgözlülük var, yoksulluk var, eğitimsizlik var ve değiştirmeyi düşünmediğimiz farkında olmadığımız kültürel miraslarımız var.

Çocuk işçi kimdir?

Eldeki verileri sizlerle paylaşmadan önce çocuk işçi kimdir bunun tarifini aktarayım? Evrensel tanımı hakkında ILO 138 sayılı Asgari Yaş Sözleşmesi’ne bakmak yeterli. Bu sözleşmeye göre zorunlu eğitimini tamamlamamış 15 yaşın altında çalıştırılan çocuklar, çocuk işçi olarak kabul edilir. Buradaki temel mesele çocuğun okuldan uzaklaştırmadan, eğitimini engellemeden, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan gelişimine engel olmamasıdır. Ülkemiz’de bu konu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. Maddesine göre 15 yaşın altındaki çocukların çalıştırılması yasak konularak ele alınmış ancak zorunlu ilköğretimini tamamlamış çocuklarda bu konu 14 yaşına kadar düşürülmüştür. 14 ve 15 yaş grubundaki çocuklar haftalık maksimum 35 saat’e kadar çalıştırılabilmesine müsaade edilmiştir.

Bu konuyla alakalı 06.04.2004 tarihli Çocuk ve genç işçilerin çalıştırılma usul ve esasları hakkında yönetmelik’te konuyu detaylıca ele alıp hem 14-15 yaş, hem de 16-18 yaş arası genç işçiler için bir düzenleme getirmiştir. Konu’yu yaş olarak ele aldığımızda 14-15 yaş grubuna çalışma izini verilmesi evrensel yasalara aykırı bir durum sergilemektedir ancak zorunlu temel eğitimin alınması hususu ile durum kotarılmaya çalışılmaktadır.

Günümüzde zorunlu eğitim 4+4+4=12 yıl olarak ele aldığımızda çocuk bu eğitimi tamamladığında zaten çocuk yaşından minimum 17 yaşına yani genç işçi yaşına gelmektedir. 14-15 yaş stajyer, çırak vesaire öğrenci olarak çalışmalarında kontrolsüz, sigortasız çalıştırma hususu da evrensel ILO sözleşmesinin hükümlerine aykırıdır. Eğitim süresince 14-15 yaşında çalışan öğrenci’nin sigorta girişleri okul tarafından yapılmakta ve asgari ücretin %30’u civarında bir bedel öngörülmekte, bu para’nın firma’da 20’den az işçi olması durumdan %15 gibi bir yüzde’ye düştüğü görülmektedir. Ödeme yöntemi, çocuğun ailesinin izni, sağlık muayeneleri, İş güvenliği eğitimleri konusunda çırak ve stajyerlerin yasada normal işçilerin haklarıyla birlikte ele alınmamış olması, dolaylı olarak ele alınması konusu da işverenlerin bu konuda gevşek tutum sergilemesine yol açmıştır. Stajyerlerin bazıları sadece fotokopi çekerken bazıları da diğer işçiler gibi görevler de çalışıp aynı işi yapan işçi’nin %30’u ücret almaktadır. Bu adaletsizliğin çözümü de yasalarca koruma altında değildir. Mesele tek tek ele alındığında yasal düzenlemelerin evrensel ilkelerle, etik anlayışla çeliştiğini çok rahat gözlemliyoruz.

2018 Çocuk işçi değerlendirme buluşması

Türkiye’de göçmenlerin yani ağırlığını Suriyeli’lerin oluşturduğu bir çocuk işçi gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bunu nereden mi çıkartıyorum? Kendi kişisel saha deneyimim ve en son katıldığım ve Bakanlık temsilcilerinin de hazır bulunduğu 12 Ocak 2019 tarihinde Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Pınar Uyan SEMERCİ ve Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin organize ettiği Çocuk İşçilik konulu değerlendirme buluşmasında elde ettiğim verilerden oluşmaktadır. Tam gün katıldığım bu buluşmada Bakanlık yetkilisine “2018 yılı çocuk işçilik değerlendirme toplantısındayız, geçen yıl kaç çocuk işçi öldü, biliyor musunuz”? diye sordum.

Yetkilinin cevabı “Siz de bu veri varsa bizimle paylaşın oldu. Ben de kendisine “İSİG (İş Sağlığı ve İşçi Güvenliği) Meclisi’nin Kasım 2018 verisine dayanarak 2018 yılında 32 çocuk işçi çalışırken öldü.” diye bir cevap verdim. Kendisini böyle bir hazırlıkla gelmiş olmasından dolayı tebrik ediyorum.

Buluşma Unesco ve çeşitli ulusal firma ve uluslararası organizasyonların kaynaklarını kullanarak ağırlıklı olarak Mevsimsel tarım üretiminde çalışan çocukların sorunları üzerine yaptığı çalışmaları aktarmak üzerineydi. Farklı sesler de olmadı değil ama İş sağlığı ve Güvenliği esaslı temel yasal sorunlar ve veri yoksunluğu, özellikle göçmen çocuk işçiliği konusunda buluşmanının eksik kaldığını da ifade etmek isterim. Bir sonraki buluşma için bu konular üzerinde bir çalışma yapma isteğimi Pınar Hanım’a ifade ettim. Olumlu karşıladı.

Kendisine ve emeği geçenlere, bu buluşmayı gerçekleştirdiği ve Üniversite’yi bu konuyla ilgili organize ettiği için teşekkür etmek isterim. Bakanlık yetkilisini karşımıza çıkarması da sonuç olarak bir başarıdır.

Çocuk İşçi verileri

Dünya’da en son verilere göre 152 milyon çocuk işçi var. (2018, Unesco) Ülkemizdeki sayıya bakacak olursak veri yok ve göçmen meselesini bu konuyla ilişkilendirme ihtiyacımız da bulunmakta. Türkiye bugün sayısı 4 milyon’a yaklaşan göçmen nufusa sahip. Bu nüfusun 1.6 milyon’u ise çocuk. Bunların sadece yarısı bir eğitim kurumuna bağlı diğer yarısı da kısmen okul çağında değil ve sonuç olarak 400 bin civarında başta Suriyeli olmak üzere çocuk işçi bulunmakta. 2012 verilerine göre de 900 bin civarı Türkiye Vatandaşı çocuk işçimiz bulunmaktaydı. O günkü rakam’dan ne kadar geriledik, ilerledik pek belli değil ama bugünkü çocuk işçilerimizin 1/3 ‘ü Suriyeli çocuk işçiler. Sektörel bazda değerlendirdiğimizde 2012 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin %45’i tarımda, %24’ü Sanayi’de ve % 31’i de Hizmet sektöründe çalışıyor. 2019’un resmi olmayan verilerine göre bugün 1.3 milyon çocuk işçimiz var. Bu çocuk işçilerimizin sadece ve sadece yarısı ücretli olarak çalışmaktadırlar, özellikle tarımda çalışan çocuklar, götürü üsulu aile içinde ücretsiz çalışanlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. ‘Çocuk işçi çalıştıran hizmet sektörü hangileridir?’, diye baktığımızda berber dükkanlarından, lokantalara, marketlere varana de çok çeşitli bir yelpaze arz etmektedir.

Sanayi sektöründe ise oto tamirhanelerini sanayiden sayarsak ciddi sayıda çocuk işçi çalıştırdıklarını gözlemliyoruz. Tekstil ve hazır giyim üretimi konfeksiyon atölyeleri ise bir diğer çocuk işçi çalıştıran sektör olarak kayıtlara geçmektedir.

Hayatımızın bir parçası olarak çocuk işçilik

Çocuk işçilik mağduriyetini bizzati yaşamış birisiyim. 12 yaşındayken abimin elimden tutup beni Kapalıçarşı’ya bir bakır dükkanına çırak olarak bırakması ve bir sonraki yaz Marmaris’te çalıştığım firma sahibi’nin haksız yere attığı tokat daha dün gibi hafızalarımda. Bunları yaşamak zorunda mıydım? Bir çocuğun erken yaşta iş hayatına atılması, zor koşullarda çalışması ve işi öğrenmesi, meslek edinmek için çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini, temel eğitimini düşünmeden atılan bu adımların doğruluğunu savunan bir anlayışla nasıl mücadele edebiliriz? Toplumsal taban’dan, sendikalardan, odalardan bu konuda yeterli bir baskı gelmemesi’nin sonucu olarak da, adımların kaplumbağa hızında olduğunu gözlemliyoruz.

Ülkemiz şirketlerine çeşitli sebeplerle baskı yapılmaması ve yeterli denetim yapılmaması da bir başka gerçeklik olarak karşımızda.

Mevsimlik tarım işçilerinin terminolojisini merak ediyorsanız, sizin de ilgi gösterip “yarıcılık, ortakçılık, kürekçilik, kabala ve götürü” sistemleri ile dayıbaşlarının işlevlerini araştırmanızı öneriyorum zira ilk yazımı siz de bu konuyla alakalı farkındalık yaratmak amacıyla yazdığımı bilmenizi isterim.

Çocuklarımız geleceğimiz ise ona göre davranmamız gerekir değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.